Değerli Akçakocalılar,
Uzun zamandır bu köşede aynı tehlikeye dikkat çekiyorum: Gençliğimiz sessiz ama derin bir kuşatma altında. Madde bağımlılığı ve sanal kumar, artık sadece büyük şehirlerin değil, ne yazık ki Akçakoca’mızın da en ciddi sorunları arasında yer alıyor. Bu mesele, birkaç gencin hatası ya da birkaç ailenin dramı değildir. Bu, doğrudan doğruya geleceğimizi ilgilendiren toplumsal bir krizdir.
Bugün geldiğimiz noktada acı bir gerçeği kabullenmek zorundayız. Sadece konuşarak, eleştirerek ya da sosyal medyada birkaç paylaşım yaparak bu sorunun üstesinden gelemeyiz. Evet, güvenlik güçlerimiz önemli bir mücadele veriyor. Operasyonlar yapılıyor, suç şebekelerine darbeler vuruluyor. Ancak bu mücadele, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl tehlike, gençlerimizin bu girdaba neden sürüklendiği ve nasıl kurtarılacağıdır.
Her geçen gün yeni bir olay, yeni bir dramla karşılaşıyoruz. Henüz hayatının başında olan bir gencin, yanlış tercihlerle karanlığa sürüklendiğini görmek hepimizin yüreğini sızlatıyor. Ama asıl soru şu: Biz bu tablo karşısında ne yapıyoruz? Sadece izleyen, konuşan ama harekete geçmeyen bir toplum mu olduk?
Açıkça ifade etmek gerekir ki, zaman zaman siyasi parti temsilcilerinden bu konuda açıklamalar duyuyoruz. Ancak bu açıklamalar çoğu zaman söylemde kalıyor. Sahaya yansıyan, sürekliliği olan, sonuç odaklı bir mücadele henüz ortaya konabilmiş değil. Oysa bu mesele siyaset üstüdür. Bu mesele, her haneye dokunan, her aileyi ilgilendiren bir gerçektir.
Artık vakit kaybetmeden somut adımlar atmak zorundayız.
Öncelikle Akçakoca’da bu sorunla mücadele edecek kalıcı bir yapı oluşturulmalıdır. Bu yapı; yerel yönetimler, emniyet birimleri, eğitimciler, sağlık uzmanları, sivil toplum kuruluşları ve ailelerin aktif katılımıyla hayata geçirilmelidir. Bu sorun, tek bir kurumun çözebileceği kadar basit değildir. Ancak birlikte hareket edilirse gerçek bir sonuç alınabilir.
Gençlerimizi bu bağımlılık sarmalından kurtarmak için profesyonel bir yol haritası şarttır. Psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmeli, rehabilitasyon süreçleri planlanmalı ve bu süreçler sürdürülebilir hale getirilmelidir. Sadece kurtarmak yetmez; yeniden topluma kazandırmak da en az onun kadar önemlidir.
Bununla birlikte, gençlere alternatif sunmak zorundayız. Çünkü en büyük tehlike boşluktur. Boş kalan zihin ve hayat, kötü alışkanlıkların en kolay hedefidir. Spor alanları artırılmalı, kültürel etkinlikler yaygınlaştırılmalı, gençlerin kendini ifade edebileceği sosyal ortamlar oluşturulmalıdır. Aynı zamanda istihdam imkanları geliştirilmeden bu mücadelede kalıcı başarı sağlamak mümkün değildir.
Burada en büyük sorumluluklardan biri de ailelere düşmektedir. Anne ve babalar, çocuklarının hayatına daha fazla dokunmalı; onları dinlemeli, anlamalı ve gerektiğinde müdahale etmelidir. Sadece maddi ihtiyaçları karşılamak yeterli değildir. Manevi bağ kurulmadığında, gençler başka alanlarda aidiyet aramaya başlar.
Aynı şekilde mahalle kültürünü yeniden canlandırmak zorundayız. Komşuların birbirine duyarlı olduğu, esnafın gençleri gözettiği, öğretmenlerin sadece okulda değil hayatın her alanında rehber olduğu bir toplumsal yapı yeniden inşa edilmelidir. Çünkü bir gencin kaybı, aslında tüm toplumun kaybıdır.
Unutmayalım; bir toplumu güçlü kılan en önemli unsur, bilinçli ve sağlıklı bir gençliktir. Eğer bugün gerekli adımları atmazsak, yarın çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliriz.
Eleştirmek kolaydır, konuşmak kolaydır. Ancak çözüm üretmek, sorumluluk almak ve elini taşın altına koymak cesaret ister. Artık popülist söylemleri bir kenara bırakmalı, gerçekçi ve kararlı bir mücadele başlatmalıyız.
Gençliğimizi kaybetmeden harekete geçmeliyiz.
Çünkü bu mesele, hepimizin meselesidir.