ibrahim Tuzcu
Köşe Yazarı
ibrahim Tuzcu
 

AKÇAKOCA’DA TURİZMİN ALTIN YILLARI

  1950’lerden 1970’lere uzanan bir hikâye: Akçakoca nasıl keşfedildi? Akçakoca bugün Karadeniz’in en önemli turizm merkezlerinden biri olarak anılıyor. Peki, Akçakoca'nın turizm serüveni nasıl başladı? İnsanlar ne zaman bu küçük Karadeniz kasabasını keşfetmeye başladı? İstanbul’dan insanlar neden Akçakoca’ya geliyordu? Güreşler, kürek yarışları ve futbol karşılaşmaları turizme nasıl katkı sağladı? Düzce-Akçakoca karayolunun yapılması ilçenin kaderini nasıl değiştirdi? Bu soruların cevaplarını aradığımızda karşımıza yalnızca bir turizm hikâyesi değil, Akçakoca’nın Türkiye’ye açılma hikâyesi çıkıyor. 1950’LERDE AKÇAKOCA’DA YENİ BİR DÖNEM 1950’li yıllar Akçakoca için önemli bir dönüm noktasıydı. O yıllarda Akçakoca henüz bugünkü anlamda büyük bir turizm merkezi değildi. Ancak ilçenin sahip olduğu değerler artık daha geniş çevreler tarafından fark edilmeye başlanmıştı. Deniz vardı. Kumsal vardı. Yeşil vardı. Fındık bahçeleri vardı. Balık vardı. Temiz hava vardı. Ve bütün bunların yanında İstanbul’a görece yakın bir Karadeniz ilçesi olmanın avantajı vardı. İşte bu özellikler, Akçakoca'nın yavaş yavaş insanların ilgisini çekmesini sağladı. AKÇAKOCA’YI İSTANBUL KEŞFETTİ Akçakoca’nın turizm tarihinde İstanbul’un ayrı bir yeri bulunuyor. Çünkü İstanbul, geçmişten itibaren Karadeniz kıyılarıyla ekonomik ve sosyal ilişkileri bulunan büyük bir merkezdi. Akçakoca’dan İstanbul’a gidenler olduğu gibi İstanbul’dan da Akçakoca’ya gelenler vardı. Ticaret için gelenler... Fındık için gelenler... Deniz için gelenler... Spor organizasyonlarını izlemek için gelenler... Ve zamanla sadece Akçakoca'yı görmek için gelenler... İşte turizm böyle büyüdü. Bir insan Akçakoca’ya geliyor, gördüklerini İstanbul’a anlatıyordu. Sonra başka bir aile geliyordu. O aile de çevresine Akçakoca’yı anlatıyordu. Bugün sosyal medyanın yaptığı tanıtımı, o yıllarda insanlar yapıyordu. Akçakoca'nın tanıtımı ağızdan ağıza gerçekleşiyordu. GÜREŞLER SADECE SPOR DEĞİLDİ Akçakoca’nın geçmişinde geleneksel güreşlerin önemli bir yeri vardı. Güreşler, ilçenin sosyal hayatının önemli organizasyonlarından biriydi. İnsanlar sadece güreşleri izlemek için Akçakoca’ya geliyordu. İstanbul’dan gelenlerin olması ise ilçenin tanıtımı açısından büyük önem taşıyordu. Çünkü o dönemlerde bir ilçeye İstanbul’dan insanların gelmesi, o ilçenin adının daha geniş çevrelere ulaşması anlamına geliyordu. Güreş meydanları doluyor, insanlar bir araya geliyor, esnaf hareketleniyor ve Akçakoca'nın adı daha fazla duyuluyordu. Bugün “etkinlik turizmi” olarak adlandırdığımız hareketliliğin geçmişteki örneklerinden birini burada görmek mümkün. KÜREK YARIŞLARI AKÇAKOCA’YI TÜRKİYE’YE TANITTI Akçakoca'nın denizi yalnızca yüzmek için kullanılmadı. Deniz sporları da ilçenin tanıtımında önemli rol oynadı. Kürek yarışları, Akçakoca’nın adını daha geniş kitlelere duyuran organizasyonlardan biri oldu. Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen sporcular ve onları izlemek için ilçeye gelenler, Akçakoca’yı yakından tanıma fırsatı buldu. Böylece Akçakoca'nın denizi sadece turistik bir değer değil, aynı zamanda spor organizasyonlarının merkezi haline gelmeye başladı. FUTBOLDA AKÇAKOCA-EREĞLİ REKABETİ Bir başka önemli tanıtım aracı ise futboldu. Akçakoca ile Kdz. Ereğli arasındaki sportif rekabet, ilçelerin sosyal hayatında önemli bir yer tutuyordu. Akçakoca’nın Ereğli karşısında aldığı galibiyetler ilçede büyük heyecan yaratıyordu. Futbol maçları sadece futbolcuların sahadaki mücadelesi değildi. Tribünlerde insanlar buluşuyor, farklı ilçelerden gelen taraftarlarla birlikte sosyal bir hareketlilik yaşanıyordu. Spor, yine Akçakoca'nın adının duyulmasına katkı sağlıyordu. FINDIK AKÇAKOCA’YI ALMANYA’YA BAĞLADI Akçakoca’nın turizm hikâyesini anlatırken fındığı da unutmamak gerekiyor. Çünkü fındık, ilçenin sadece ekonomik hayatında değil, dış dünyayla bağlantısında da önemli bir yere sahipti. Fındığın Avrupa ülkelerine, özellikle Almanya pazarına ihraç edilmesi, Akçakoca'nın adının ticaret çevrelerinde duyulmasına katkı sağladı. Fındık üreticisi... Tüccar... Nakliyeci... İhracatçı... Hepsi bu zincirin bir parçasıydı. Ekonomik ilişkiler beraberinde insan hareketliliğini de getiriyordu. Bir anlamda fındık Akçakoca’nın dünyaya açılan kapılarından biri oldu. AĞAÇ GEMİLERİN KENTİ Bugünkü modern ulaşım araçlarını düşündüğümüzde, geçmişteki Akçakoca’yı hayal etmek oldukça zor. O yıllarda deniz hayatın çok daha önemli bir parçasıydı. Ağaç tekneler, balıkçılar ve Karadeniz'in hareketli deniz hayatı Akçakoca'nın günlük yaşamının ayrılmaz parçalarıydı. Liman ve kıyı çevresindeki hareketlilik, ilçeye ayrı bir kimlik kazandırıyordu. Deniz sadece yaz aylarında insanların girdiği bir yer değildi. Deniz, Akçakoca'nın ekonomisi, kültürü ve yaşam biçimiydi. KURTULUŞ SAVAŞI’NIN İZLERİ Akçakoca'nın tarihi turizmden çok daha eskilere uzanıyor. Millî Mücadele yıllarında Karadeniz kıyılarının taşıdığı stratejik önem, Akçakoca'yı da tarih sahnesinin önemli noktalarından biri haline getirdi. Mühimmat ve lojistik hareketlilik açısından Karadeniz hattının taşıdığı önem, ilçenin tarihsel değerlerinden biridir. Bugün Akçakoca'yı tanıtırken sadece denizinden söz etmek yeterli değildir. Çünkü bu topraklarda savaş yıllarının da izleri bulunmaktadır. Tarih ve turizm aslında burada birbirine bağlanmaktadır. OSMANLI’DAN GELEN ZİYARETÇİLER Akçakoca'nın ziyaretçi hikâyesi 1950'lerde başlamadı. Osmanlı döneminden itibaren bölge, devlet adamlarının ve farklı kesimlerden insanların ilgisini çeken bir yerleşim oldu. Vezirlerin ve devlet görevlilerinin bölgeye gelmiş olması, Akçakoca'nın tarih boyunca dikkat çeken bir konuma sahip olduğunu gösteren anlatılardan biridir. O günlerde turizm kavramı bugünkü anlamıyla kullanılmıyordu. Ama insanlar Akçakoca'ya geliyordu. Bu da bize şunu gösteriyor: Akçakoca'nın ziyaretçi çekme özelliği yeni değil, yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahip. DÜZCE-AKÇAKOCA YOLU VE BÜYÜK DEĞİŞİM Ve sonra ulaşım... Turizmin olmazsa olmazı. Bir yerin güzelliğini herkes biliyor olabilir. Ama oraya ulaşamıyorsanız, turizmden söz etmek kolay değildir. Düzce-Akçakoca karayolunun gelişmesi, ilçenin kaderini değiştiren gelişmelerden biri oldu. Akçakoca artık daha kolay ulaşılabilir hale geldi. Düzce’den... Ankara’dan... İstanbul’dan... Ve çevre illerden insanlar karayoluyla Akçakoca’ya daha rahat ulaşmaya başladı. Bu gelişmeyle birlikte Akçakoca'nın turizm potansiyeli daha görünür hale geldi. AKÇAKOCA’DA TURİZM PATLAMASI İşte bütün bu gelişmelerin üzerine Akçakoca'nın doğal güzellikleri eklenince ortaya büyük bir hareketlilik çıktı. 1950’li yıllarda başlayan ilgi, 1960’lı ve 1970’li yıllarda daha da görünür hale geldi. Pansiyonlar... Oteller... Lokantalar... Plajlar... Yazlıklar... Ve hareketlenen çarşı... Akçakoca artık yaz aylarında bambaşka bir kimliğe bürünüyordu. İlçeye gelenlerin sayısı arttıkça esnafın yüzü gülüyor, yeni işletmeler açılıyor, turizm ekonominin önemli unsurlarından biri haline geliyordu. BİR ZAMANLAR AKÇAKOCA’YA GELMEK BİR MACERAYDI Bugün arabamıza binip Akçakoca'ya geliyoruz. Bir saat sonra denizin kenarındayız. Ancak geçmişte durum böyle değildi. Yolculukların kendisi bile bir hikâyeydi. Yollar bugünkü kadar rahat değildi. Ulaşım imkânları sınırlıydı. Bu nedenle Akçakoca’ya gelen insanlar buraya sadece birkaç saat geçirmek için değil, gerçekten Akçakoca’yı yaşamak için geliyordu. Belki de bu yüzden eski Akçakoca'yı bilenlerin anılarında ilçenin ayrı bir yeri var. AKÇAKOCA’YI GÖREN BİR DAHA GELİYORDU Akçakoca’nın en büyük tanıtım gücü yine kendisiydi. İnsanlar gelip denizi gördü. Sahili gördü. Fındık bahçelerini gördü. Balık yedi. Güreş izledi. Kürek yarışlarını seyretti. Futbol maçlarına gitti. Çarşıda dolaştı. Ve sonra memleketine döndü. Ama Akçakoca'yı yanında götürdü. Nasıl mı? Anlatarak... Fotoğraflar göstererek... Arkadaşlarına tavsiye ederek... Ailesine “Seneye birlikte gidelim” diyerek... Turizm böyle büyüdü. ALTIN YILLARIN AKÇAKOCASI 1950’lerden 1970’lere uzanan dönem, Akçakoca'nın turizm tarihinde önemli bir yer tutuyor. Bu dönemde ilçe sadece turist ağırlamadı. Aynı zamanda kendi kimliğini oluşturdu. Akçakoca artık yalnızca bir kıyı yerleşimi değildi. Akçakoca, insanların tatil için özellikle tercih ettiği bir yer haline geliyordu. Bu değişim ilçenin ekonomik yapısını da değiştirdi. Esnaf turizm sezonunu beklemeye başladı. Yeni işletmeler açıldı. Konaklama imkânları gelişti. Sahiller daha fazla kullanılmaya başlandı. Akçakoca'nın adı Türkiye genelinde daha fazla duyuldu. BUGÜN GERİYE BAKTIĞIMIZDA... Bugün Akçakoca'nın turizm geleceğini konuşuyoruz. Yeni projelerden... Yeni otellerden... Yeni yatırımlardan... Tanıtımdan... Turizm master planlarından... Fakat bazen geçmişi unutuyoruz. Oysa bugünkü Akçakoca turizminin temelleri, yıllar önce atıldı. O temelleri atanlar sadece yöneticiler değildi. Fındık üreticisi de vardı. Balıkçı da vardı. Esnaf da vardı. Sporcu da vardı. Güreşçi de vardı. Kürekçi de vardı. Futbolcu da vardı. İstanbul’dan gelen ziyaretçi de vardı. Ve Akçakoca'nın güzelliğini başkasına anlatan sıradan bir vatandaş da vardı. AKÇAKOCA'NIN EN BÜYÜK TANITIM ELÇİSİ İNSANLARDI Bugün milyonlarca lira harcanarak tanıtım kampanyaları yapılabiliyor. Sosyal medya reklamları veriliyor. Videolar hazırlanıyor. Afişler basılıyor. Ama geçmişte bunların hiçbiri yoktu. Akçakoca'nın tanıtımını insanlar yapıyordu. Bir ziyaretçi gidiyor, arkadaşına anlatıyordu. Bir aile gidiyor, komşusuna anlatıyordu. Bir sporcu İstanbul'a dönüyor, Akçakoca'yı anlatıyordu. Bir tüccar Almanya'daki bağlantısına ilçeden söz ediyordu. Ve böylece Akçakoca'nın adı büyüyordu. SON SÖZ Akçakoca'nın 1950’li yıllardaki turizm hareketliliğini sadece “denizi güzeldi” diyerek açıklamak mümkün değil. Bu hikâyenin içinde tarih var, ulaşım var, ticaret var, spor var, denizcilik var, fındık var, İstanbul var ve en önemlisi insan var. Akçakoca önce merak edildi. Sonra keşfedildi. Sonra sevildi. Ve sevildikçe daha fazla insan tarafından tanındı. Bugün Akçakoca sahilinde yürürken, belki de yıllar önce aynı sahilde yürüyen insanları düşünmek gerekiyor. Güreş için gelenleri... Kürek yarışlarını izleyenleri... Futbol maçında takımını destekleyenleri... Fındık ticareti için ilçeye gelenleri... İstanbul'dan vapurla veya karayoluyla yola çıkanları... Akçakoca'yı ilk kez görenleri... Ve döndüklerinde herkese aynı şeyi anlatanları: “Akçakoca diye bir yer var... Denizi de doğası da harika.” Belki de Akçakoca'nın turizm patlamasının gerçek hikâyesi tam olarak burada başlıyor. Çünkü bir şehir, önce insanların diline düşer; sonra insanların gönlüne yerleşir. Akçakoca da yıllar önce Türkiye'nin gönlüne böyle yerleşti. Ve bugün hâlâ Karadeniz'in incisi olarak anılıyorsa, bunun temelinde o yıllarda başlayan ve kuşaktan kuşağa aktarılan bu büyük hikâye vardır.    
Ekleme Tarihi: 21 Eylül 2026 -Pazartesi

AKÇAKOCA’DA TURİZMİN ALTIN YILLARI

 

1950’lerden 1970’lere uzanan bir hikâye: Akçakoca nasıl keşfedildi?

Akçakoca bugün Karadeniz’in en önemli turizm merkezlerinden biri olarak anılıyor.

Peki, Akçakoca'nın turizm serüveni nasıl başladı?

İnsanlar ne zaman bu küçük Karadeniz kasabasını keşfetmeye başladı?

İstanbul’dan insanlar neden Akçakoca’ya geliyordu?

Güreşler, kürek yarışları ve futbol karşılaşmaları turizme nasıl katkı sağladı?

Düzce-Akçakoca karayolunun yapılması ilçenin kaderini nasıl değiştirdi?

Bu soruların cevaplarını aradığımızda karşımıza yalnızca bir turizm hikâyesi değil, Akçakoca’nın Türkiye’ye açılma hikâyesi çıkıyor.

1950’LERDE AKÇAKOCA’DA YENİ BİR DÖNEM

1950’li yıllar Akçakoca için önemli bir dönüm noktasıydı.

O yıllarda Akçakoca henüz bugünkü anlamda büyük bir turizm merkezi değildi.

Ancak ilçenin sahip olduğu değerler artık daha geniş çevreler tarafından fark edilmeye başlanmıştı.

Deniz vardı.

Kumsal vardı.

Yeşil vardı.

Fındık bahçeleri vardı.

Balık vardı.

Temiz hava vardı.

Ve bütün bunların yanında İstanbul’a görece yakın bir Karadeniz ilçesi olmanın avantajı vardı.

İşte bu özellikler, Akçakoca'nın yavaş yavaş insanların ilgisini çekmesini sağladı.

AKÇAKOCA’YI İSTANBUL KEŞFETTİ

Akçakoca’nın turizm tarihinde İstanbul’un ayrı bir yeri bulunuyor.

Çünkü İstanbul, geçmişten itibaren Karadeniz kıyılarıyla ekonomik ve sosyal ilişkileri bulunan büyük bir merkezdi.

Akçakoca’dan İstanbul’a gidenler olduğu gibi İstanbul’dan da Akçakoca’ya gelenler vardı.

Ticaret için gelenler...

Fındık için gelenler...

Deniz için gelenler...

Spor organizasyonlarını izlemek için gelenler...

Ve zamanla sadece Akçakoca'yı görmek için gelenler...

İşte turizm böyle büyüdü.

Bir insan Akçakoca’ya geliyor, gördüklerini İstanbul’a anlatıyordu.

Sonra başka bir aile geliyordu.

O aile de çevresine Akçakoca’yı anlatıyordu.

Bugün sosyal medyanın yaptığı tanıtımı, o yıllarda insanlar yapıyordu.

Akçakoca'nın tanıtımı ağızdan ağıza gerçekleşiyordu.

GÜREŞLER SADECE SPOR DEĞİLDİ

Akçakoca’nın geçmişinde geleneksel güreşlerin önemli bir yeri vardı.

Güreşler, ilçenin sosyal hayatının önemli organizasyonlarından biriydi.

İnsanlar sadece güreşleri izlemek için Akçakoca’ya geliyordu.

İstanbul’dan gelenlerin olması ise ilçenin tanıtımı açısından büyük önem taşıyordu.

Çünkü o dönemlerde bir ilçeye İstanbul’dan insanların gelmesi, o ilçenin adının daha geniş çevrelere ulaşması anlamına geliyordu.

Güreş meydanları doluyor, insanlar bir araya geliyor, esnaf hareketleniyor ve Akçakoca'nın adı daha fazla duyuluyordu.

Bugün “etkinlik turizmi” olarak adlandırdığımız hareketliliğin geçmişteki örneklerinden birini burada görmek mümkün.

KÜREK YARIŞLARI AKÇAKOCA’YI TÜRKİYE’YE TANITTI

Akçakoca'nın denizi yalnızca yüzmek için kullanılmadı.

Deniz sporları da ilçenin tanıtımında önemli rol oynadı.

Kürek yarışları, Akçakoca’nın adını daha geniş kitlelere duyuran organizasyonlardan biri oldu.

Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen sporcular ve onları izlemek için ilçeye gelenler, Akçakoca’yı yakından tanıma fırsatı buldu.

Böylece Akçakoca'nın denizi sadece turistik bir değer değil, aynı zamanda spor organizasyonlarının merkezi haline gelmeye başladı.

FUTBOLDA AKÇAKOCA-EREĞLİ REKABETİ

Bir başka önemli tanıtım aracı ise futboldu.

Akçakoca ile Kdz. Ereğli arasındaki sportif rekabet, ilçelerin sosyal hayatında önemli bir yer tutuyordu.

Akçakoca’nın Ereğli karşısında aldığı galibiyetler ilçede büyük heyecan yaratıyordu.

Futbol maçları sadece futbolcuların sahadaki mücadelesi değildi.

Tribünlerde insanlar buluşuyor, farklı ilçelerden gelen taraftarlarla birlikte sosyal bir hareketlilik yaşanıyordu.

Spor, yine Akçakoca'nın adının duyulmasına katkı sağlıyordu.

FINDIK AKÇAKOCA’YI ALMANYA’YA BAĞLADI

Akçakoca’nın turizm hikâyesini anlatırken fındığı da unutmamak gerekiyor.

Çünkü fındık, ilçenin sadece ekonomik hayatında değil, dış dünyayla bağlantısında da önemli bir yere sahipti.

Fındığın Avrupa ülkelerine, özellikle Almanya pazarına ihraç edilmesi, Akçakoca'nın adının ticaret çevrelerinde duyulmasına katkı sağladı.

Fındık üreticisi...

Tüccar...

Nakliyeci...

İhracatçı...

Hepsi bu zincirin bir parçasıydı.

Ekonomik ilişkiler beraberinde insan hareketliliğini de getiriyordu.

Bir anlamda fındık Akçakoca’nın dünyaya açılan kapılarından biri oldu.

AĞAÇ GEMİLERİN KENTİ

Bugünkü modern ulaşım araçlarını düşündüğümüzde, geçmişteki Akçakoca’yı hayal etmek oldukça zor.

O yıllarda deniz hayatın çok daha önemli bir parçasıydı.

Ağaç tekneler, balıkçılar ve Karadeniz'in hareketli deniz hayatı Akçakoca'nın günlük yaşamının ayrılmaz parçalarıydı.

Liman ve kıyı çevresindeki hareketlilik, ilçeye ayrı bir kimlik kazandırıyordu.

Deniz sadece yaz aylarında insanların girdiği bir yer değildi.

Deniz, Akçakoca'nın ekonomisi, kültürü ve yaşam biçimiydi.

KURTULUŞ SAVAŞI’NIN İZLERİ

Akçakoca'nın tarihi turizmden çok daha eskilere uzanıyor.

Millî Mücadele yıllarında Karadeniz kıyılarının taşıdığı stratejik önem, Akçakoca'yı da tarih sahnesinin önemli noktalarından biri haline getirdi.

Mühimmat ve lojistik hareketlilik açısından Karadeniz hattının taşıdığı önem, ilçenin tarihsel değerlerinden biridir.

Bugün Akçakoca'yı tanıtırken sadece denizinden söz etmek yeterli değildir.

Çünkü bu topraklarda savaş yıllarının da izleri bulunmaktadır.

Tarih ve turizm aslında burada birbirine bağlanmaktadır.

OSMANLI’DAN GELEN ZİYARETÇİLER

Akçakoca'nın ziyaretçi hikâyesi 1950'lerde başlamadı.

Osmanlı döneminden itibaren bölge, devlet adamlarının ve farklı kesimlerden insanların ilgisini çeken bir yerleşim oldu.

Vezirlerin ve devlet görevlilerinin bölgeye gelmiş olması, Akçakoca'nın tarih boyunca dikkat çeken bir konuma sahip olduğunu gösteren anlatılardan biridir.

O günlerde turizm kavramı bugünkü anlamıyla kullanılmıyordu.

Ama insanlar Akçakoca'ya geliyordu.

Bu da bize şunu gösteriyor:

Akçakoca'nın ziyaretçi çekme özelliği yeni değil, yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahip.

DÜZCE-AKÇAKOCA YOLU VE BÜYÜK DEĞİŞİM

Ve sonra ulaşım...

Turizmin olmazsa olmazı.

Bir yerin güzelliğini herkes biliyor olabilir.

Ama oraya ulaşamıyorsanız, turizmden söz etmek kolay değildir.

Düzce-Akçakoca karayolunun gelişmesi, ilçenin kaderini değiştiren gelişmelerden biri oldu.

Akçakoca artık daha kolay ulaşılabilir hale geldi.

Düzce’den...

Ankara’dan...

İstanbul’dan...

Ve çevre illerden insanlar karayoluyla Akçakoca’ya daha rahat ulaşmaya başladı.

Bu gelişmeyle birlikte Akçakoca'nın turizm potansiyeli daha görünür hale geldi.

AKÇAKOCA’DA TURİZM PATLAMASI

İşte bütün bu gelişmelerin üzerine Akçakoca'nın doğal güzellikleri eklenince ortaya büyük bir hareketlilik çıktı.

1950’li yıllarda başlayan ilgi, 1960’lı ve 1970’li yıllarda daha da görünür hale geldi.

Pansiyonlar...

Oteller...

Lokantalar...

Plajlar...

Yazlıklar...

Ve hareketlenen çarşı...

Akçakoca artık yaz aylarında bambaşka bir kimliğe bürünüyordu.

İlçeye gelenlerin sayısı arttıkça esnafın yüzü gülüyor, yeni işletmeler açılıyor, turizm ekonominin önemli unsurlarından biri haline geliyordu.

BİR ZAMANLAR AKÇAKOCA’YA GELMEK BİR MACERAYDI

Bugün arabamıza binip Akçakoca'ya geliyoruz.

Bir saat sonra denizin kenarındayız.

Ancak geçmişte durum böyle değildi.

Yolculukların kendisi bile bir hikâyeydi.

Yollar bugünkü kadar rahat değildi.

Ulaşım imkânları sınırlıydı.

Bu nedenle Akçakoca’ya gelen insanlar buraya sadece birkaç saat geçirmek için değil, gerçekten Akçakoca’yı yaşamak için geliyordu.

Belki de bu yüzden eski Akçakoca'yı bilenlerin anılarında ilçenin ayrı bir yeri var.

AKÇAKOCA’YI GÖREN BİR DAHA GELİYORDU

Akçakoca’nın en büyük tanıtım gücü yine kendisiydi.

İnsanlar gelip denizi gördü.

Sahili gördü.

Fındık bahçelerini gördü.

Balık yedi.

Güreş izledi.

Kürek yarışlarını seyretti.

Futbol maçlarına gitti.

Çarşıda dolaştı.

Ve sonra memleketine döndü.

Ama Akçakoca'yı yanında götürdü.

Nasıl mı?

Anlatarak...

Fotoğraflar göstererek...

Arkadaşlarına tavsiye ederek...

Ailesine “Seneye birlikte gidelim” diyerek...

Turizm böyle büyüdü.

ALTIN YILLARIN AKÇAKOCASI

1950’lerden 1970’lere uzanan dönem, Akçakoca'nın turizm tarihinde önemli bir yer tutuyor.

Bu dönemde ilçe sadece turist ağırlamadı.

Aynı zamanda kendi kimliğini oluşturdu.

Akçakoca artık yalnızca bir kıyı yerleşimi değildi.

Akçakoca, insanların tatil için özellikle tercih ettiği bir yer haline geliyordu.

Bu değişim ilçenin ekonomik yapısını da değiştirdi.

Esnaf turizm sezonunu beklemeye başladı.

Yeni işletmeler açıldı.

Konaklama imkânları gelişti.

Sahiller daha fazla kullanılmaya başlandı.

Akçakoca'nın adı Türkiye genelinde daha fazla duyuldu.

BUGÜN GERİYE BAKTIĞIMIZDA...

Bugün Akçakoca'nın turizm geleceğini konuşuyoruz.

Yeni projelerden...

Yeni otellerden...

Yeni yatırımlardan...

Tanıtımdan...

Turizm master planlarından...

Fakat bazen geçmişi unutuyoruz.

Oysa bugünkü Akçakoca turizminin temelleri, yıllar önce atıldı.

O temelleri atanlar sadece yöneticiler değildi.

Fındık üreticisi de vardı.

Balıkçı da vardı.

Esnaf da vardı.

Sporcu da vardı.

Güreşçi de vardı.

Kürekçi de vardı.

Futbolcu da vardı.

İstanbul’dan gelen ziyaretçi de vardı.

Ve Akçakoca'nın güzelliğini başkasına anlatan sıradan bir vatandaş da vardı.

AKÇAKOCA'NIN EN BÜYÜK TANITIM ELÇİSİ İNSANLARDI

Bugün milyonlarca lira harcanarak tanıtım kampanyaları yapılabiliyor.

Sosyal medya reklamları veriliyor.

Videolar hazırlanıyor.

Afişler basılıyor.

Ama geçmişte bunların hiçbiri yoktu.

Akçakoca'nın tanıtımını insanlar yapıyordu.

Bir ziyaretçi gidiyor, arkadaşına anlatıyordu.

Bir aile gidiyor, komşusuna anlatıyordu.

Bir sporcu İstanbul'a dönüyor, Akçakoca'yı anlatıyordu.

Bir tüccar Almanya'daki bağlantısına ilçeden söz ediyordu.

Ve böylece Akçakoca'nın adı büyüyordu.

SON SÖZ

Akçakoca'nın 1950’li yıllardaki turizm hareketliliğini sadece “denizi güzeldi” diyerek açıklamak mümkün değil.

Bu hikâyenin içinde tarih var, ulaşım var, ticaret var, spor var, denizcilik var, fındık var, İstanbul var ve en önemlisi insan var.

Akçakoca önce merak edildi.

Sonra keşfedildi.

Sonra sevildi.

Ve sevildikçe daha fazla insan tarafından tanındı.

Bugün Akçakoca sahilinde yürürken, belki de yıllar önce aynı sahilde yürüyen insanları düşünmek gerekiyor.

Güreş için gelenleri...

Kürek yarışlarını izleyenleri...

Futbol maçında takımını destekleyenleri...

Fındık ticareti için ilçeye gelenleri...

İstanbul'dan vapurla veya karayoluyla yola çıkanları...

Akçakoca'yı ilk kez görenleri...

Ve döndüklerinde herkese aynı şeyi anlatanları:

“Akçakoca diye bir yer var... Denizi de doğası da harika.”

Belki de Akçakoca'nın turizm patlamasının gerçek hikâyesi tam olarak burada başlıyor.

Çünkü bir şehir, önce insanların diline düşer; sonra insanların gönlüne yerleşir.

Akçakoca da yıllar önce Türkiye'nin gönlüne böyle yerleşti.

Ve bugün hâlâ Karadeniz'in incisi olarak anılıyorsa, bunun temelinde o yıllarda başlayan ve kuşaktan kuşağa aktarılan bu büyük hikâye vardır.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber380.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.